Srowal

Kendini bulmaya çalışan bir site...
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Şark Meselesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
catscradle
Soldier
Soldier


Mesaj Sayısı : 5
Kayıt tarihi : 20/07/09
Nerden : İstanbul

MesajKonu: Şark Meselesi   Ptsi Tem. 20, 2009 7:54 pm

Yayınladığım metin tarih öğretmemin zamanında benden hazırlamamı istemiş olduğu bir makaledir. Bunu bir ödev olarak hazırlamış olduğum için burada paylaşmayı uygun gördüm; çünkü Siyaset Meydanı'na da açmayı düşünmedim değil. Smile Neyse, lafı fazla dolandırmayayım. İşte tarhi öğretmenimin sözlü notuma tam puan vermesini sağlayan makale:

Şark Meselesi

Geçmişten günümüze kadar uzanan, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğünü tehdit eden bir meseledir Şark Meselesi. Şark Meselesi; Avrupa’nın biz Türklere bakış açısını vurgulamak amacıyla kullanılsa da, Avrupa’nın değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğusundaki meselelerden bahsedeceğim. Her ne kadar bu ikisi ilişkili olsa da daha çok Ermeni ve Kürtler ile yaşanan sorunlara ve çözümlerine ağırlık vereceğim.

Ermeniler ile olan sorunumuz Osmanlı’nın zayıfladığı dönemlerde ortaya çıkıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın tarih kitaplarına göre Avrupalı devletlerce Milliyetçilik akımı kullanılarak isyana teşvik edilmiştir Ermeniler Birinci Dünya Savaşı sırasında. İşte zamanın Cenevre Başkonsolos’unun Osmanlı Hükümeti’ne gönderdiği bir mektuptan bir bölüm: “Ermenilerin Rus Hükümeti tarafından teslih olunarak bize karşı muharebeye sevk edildikleri 18 Kânûn ı Evvel, sene [1]915 tarihinde Petrograd'dan keşide olunup… “ İşte o zamandan(1915) tarihinden günümüze dek Ermeni Sorunu tartışılmaktadır. Sorunun bu kadar büyümesine neden olan ise Ermenilerin öne sürülmesi değil, Osmanlı Hükümeti’nin Tehcir Kanunu ile verdiği yanıttır. Bu kanunun uygulanışını birçok yabancı hükümet bir “soykırım” olarak görmektedir. Kasıtlı ve sistematik bir şekilde suçlu suçsuz ayrımı yapılmaksızın Ermenilerin katledildiklerini savunurlar. Ermenistan Hükümeti de kabul ettiğini belirtir bu durumu. Hatta çeşitli propagandalar yapmıştır diğer devletlerin bunu kabul etmesi için. Oysa durum oldukça farklıdır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında silahlanıp Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaş veren Osmanlı vatandaşı Ermenilere karşılık önlem olarak Osmanlı Hükümeti, bir göç yasası çıkartarak Ermenileri Doğu Anadolu’dan Güneydoğu Anadolu ve Suriye civarlarına, yani o dönemdeki Osmanlı İmparatorluğu’nun iç kesimlerine, aktarılmasına karar vermiştir. Böylece İtilaf Devletleri onları kışkırtmayacak ve Ermeniler de Osmanlı Devleti’ne karşı çalışmayacaklardır. Ermeniler bu göçe “Ölüm Yürüyüşü” adını verse de Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi profesörü Dr. Kemal Çiçek’in “Osmanlı Ermenileri’nin 1915’teki Tehciri: Bir Değerlendirme” adlı makalesinde öyle olmadığını görmekteyiz. Türk Tarih Kurumu’nun resmi internet sitesinde yayınlanan bu makaleden bir alıntı: “…Tehcir sürecini dışarıdan gözlemleyenler Osmanlı hükûmetinin tehcirin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesi için talimatlar yayımladığını belirtmişlerdir. Sevk edilecek insanlara yiyecek sağlanması, onları gidecekleri yere ulaştıracak ulaşım vasıtaları (tren ulaşımı dâhil) bulunması, nerelere yerleştirileceklerinin belirlenmesi, onlara yiyecek temin etmek ve geçimlerini sağlamak için gerekli paranın tedarik edilmesi ve buğday yetiştirebilmeleri için kendilerine tohum ve verimli toprak sağlanması için gerekli emirler verilmişti. Konya’daki Amerikan Hastanesi’nde doktor olan Dr. W. M. Post, 3 Eylül 1915’te ABD Büyükelçisine gönderdiği bir raporda, hükümetin ‘Ermeni yetişkinlere günde 1 kuruş, çocuklara da 20 para verdiğini’ belirtmiştir…” Pek de “Ölüm Yürüyüşüne” benzemiyor değil mi? Bir de bu Ermeni kafilesinin göç ettirildikleri yere bakalım. Tuğamiral Colby M. Chester, Eylül 1922’de The New York Times’ın çıkardığı aylık Current History dergisine şöyle yazmış: “…Ermeniler, yaşamaya elverişsiz ve gelişme imkânlarının olmadığı dağlık bölgelerden Suriye’nin en güzel ve verimli bölgesine gönderildiler. Dağları aşarak gelenler Mezopotamya’ya yönlendirildiler. Burada iklim New Yorklu milyonerlerin her yıl sağlık ve tatil için seyahat ettikleri Florida ve Kaliforniya’daki kadar yumuşaktır. Tüm sevk ve iskân uygulaması çok büyük para ve çabaya mal oldu.”

Kaynaklar açıkça belirtmektedir ki Osmanlı gayet insancıl bir şekilde, altında olduğu borçlara rağmen masrafa girmiş, Ermenileri göç ettirirken bile onların rahatı için uğraşmıştır; fakat Ermenistan Hükümeti’ne ne yazık ki bu durumu kabul ettiremedik. Üzerinden yüzyıl geçen ve parmağımız olmayan ölümler için hala suçlanmaktayız. İşlerine geldikleri sürece Osmanlı’nın devamı, işlerine geldiği sürece Osmanlı’dan tamamen bağımsız bir devletiz.

Kürtlerle olan problemlerimize gelince; Kürtlerle yaşanan sorunların Ermenilerle yaşanan sorunlar kadar geçmişi olmasa da şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği ve bütünlüğünü tehdit eden bir sorundur. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde Kürtlerle yaşanan bir sorun yoktur. Türkler ve Kürtler kardeşçe birlikte yaşamaktadır. En büyük Türk Milliyetçileri’nden biri aslen Kürt olan Ziya Gökalp’tir. Peki ne zaman başlamıştır Türkiye Cumhuriyeti ile Kürt halkının sorunları? Açıkçası bu konuda hükümeti suçsuz bulamayız. Diğer bölgelere oranla hükümetin Güneydoğu Anadolu bölgesini zamanında biraz boşladığını görmekteyiz. Bu nedenle zamanında çok fazla gelişme olamamış ve hükümetin geliştirme çabaları da (örnek olarak GAP’ı verebiliriz) olabildiğince baltalanmaya çalışılmıştır.

Baltalama hareketlerinde rollerin en büyüğü ve kendini Kürtlerin sözcüsüymüş gibi göstermeye çalışan PKK terör örgütüne aittir. Devlet kayıtlarına göre 80’lerin sonundan 90’ların ortasına kadar toplam 29065 devlet görevlisi ve sivilin ölümüne sebep olmuşlardır. İnsan kaybı ile beraber maddi kayıplara yol açan bu örgütün asıl amacı Güney Doğu Anadolu’da bir Kürt Devleti kurmaktır; fakat elimizdeki bazı kanıtlar Kürtlerin, tıpkı Ermeni sorununun kökünde gördüğümüz gibi, yabancı devletlerce desteklendiklerini gösteriyor. Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı araştırmaya göre PKK’nin kullandığı silah ve patlayıcılar Amerika, İtalya, Almanya, Çin, Rusya gibi ülkelere aittir. Buradan çıkacak olan sonuç şudur: PKK terör örgütünün eylemleri çeşitli ülkeler tarafından desteklenmektedir.

PKK terör örgütünün bu eylemleri ülkemizde Kürtleri birer düşman gibi gösterse de her insanı kendi karakterine göre değerlendirmekte fayda muhakkak ki vardır. Ülkemizde PKK terör örgütünü lanetleyen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan memnun Kürtlerin de olduğunu unutmamak hayati önem taşımaktadır.

PKK terör örgütünün ülkemizde bir de siyasi yansıması bulunmaktadır: Demokratik Toplum Partisi adı altında toplanan şahıslar bunu herhangi bir taraflı yargıya yer bırakmadan kendileri itiraf etmektedir. DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın ağzından 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri’nin ardından Hakkâri mitinginde şu sözler dökülmüştür: “29 Mart seçimlerinde 'Kürdistan' sınırlarını belirledik. Yani, Van'ı aldık, Siirt'i aldık, 86 yıllık geleneği bozarak Iğdır'ı aldık. Hakkâri’de yüzde 90'lara varan oy oranına ulaştık.” Bu sözler kesinlikle bölücülüğün işaretleridir. Kürdistan sınırlarını Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bir seçimde belirlediklerini iddia eden bu siyasi partinin önlemi alınmadığı takdirde çok büyük sorunlara neden olacağı aşikârdır. TBMM’deki Kürt sözcüleri olarak kendilerini tanıtan bu partinin “tüm” Kürtlerin görüşlerini savunmadıklarını, içimizde uyum ve huzur içinde yaşamak isteyen Kürtlerin varlığını tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum. Eleştirdiğim tüm Kürtler değil, kendilerini “Kürtlerin Sözcüsü” olarak tanıttıkları için halkımızda önyargılara sebep olan bölücü örgüt ve uzantılarıdır ve yine daha önce belirttiğim gibi aradaki farkı bilmek hayati önem taşımaktadır.

Tüm bu sorunların çözümü ise basittir. Milletimizin, hükümetimizin ve yargı organımızın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın İkinci Maddesi’ne harfiyen uyması tüm bu sorunların çözümü olacaktır. Şöyle der anayasamızın ikinci maddesi: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, ****** milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Bu cümlede açıklanması gereken bir tamlama mevcuttur: ****** milliyetçiliği. Anayasamızda geçen milliyetçilik ile Fransız İhtilali sonrasında yayılan milliyetçilik farklı şeylerdir. Fransız İhtilali sonucu ortaya çıkan milliyetçilik kanında Türklük bulunmayan her bireyi dışlar. Anayasamızda geçen milliyetçilik ise kendine Türk diyen herkesi kapsar. Kanda Türklük olması şart olmadığı gibi önemsiz bir ayrıntıdır. Dil, din ırk, din ve benzeri her türlü ayrıcı etkeni yok sayan bir milliyetçiliktir ****** milliyetçiliği. Bunu kanıtlayan en anlamlı söz yine ******’ten gelmektedir: “Ne mutlu Türküm diyene!”

Hangi ırk, millet veya devletten gelirse gelsin, her türlü bölücülük faaliyetlerine anayasamızın ikinci maddesine uygun bir biçimde birlik ve beraberliğimizi sağlayarak, ırk, dil, din ve benzeri şeyleri sorun yapmaksızın her insana eşit ve adaletli davranarak yanıt vermemiz, verebileceğimiz en anlamlı yanıt olacaktır.

Kaynakça:
1) http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/
2) Osmanlı Ermenileri’nin 1915’teki Tehciri: Bir Değerlendirme – Kemal Çiçek
3) http://www.tsk.tr/
4) Milliyet Gazetesi
5) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
6) ******’ün Milliyetçilik Anlayışı – Cemal Avcı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Manwë
Yönetici
Yönetici


Mesaj Sayısı : 59
Kayıt tarihi : 03/02/09

MesajKonu: Geri: Şark Meselesi   Ptsi Tem. 20, 2009 10:09 pm

Bu makale üzerine ekleyebileceğim bir şey var mı diye düşündüm ve şu an yok. Ancak bulunca bu mesajı editleyeceğim.

Gerçekten güzel bir makale...

Başlık sabitlenmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.altinkonak.tr.cx
 
Şark Meselesi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Srowal :: Diğer4 :: Sunu ve Ödevler-
Buraya geçin: